Ötekilerin tanrısı Dionysos: Bir gün tanrısal işlere imza atar, ertesi gün ayakta durmakta zorlanır

İZMİR – Arkeolog Töre Sivrioğlu’nun kaleme aldığı ‘Dionysos Kültü’ okurlarıyla buluştu. Sakin Kitap Yayınları’ndan çıkan eser, Töre Sivrioğlu’nun yüksek lisans tezinden ürettiği bir çalışma. Kitap, Dionysos’u adından doğumuna, diğer tanrılarla ilişkilerinden günümüze yansımalarına kadar pek çok farklı yönüyle okuyucuya sunuyor.

İdeal olana uzaklığı ve gerçek insana yakınlığı sebebiyle Dionysos’un Yunan halk tabakalarınca sevildiğini söyleyen Sivrioğlu, aristokratların ise onun bu yönünden hoşlanmadığını belirtiyor. Nasyonal-Sosyalist Alfred Rosenberg’in Dionysos kültünü Alman gençliği için en büyük tehlikelerden biri olarak gördüğünü ifade eden Sivrioğlu, “Rosenberg’e göre Yunan medeniyeti Apollon’a sadık kaldığı sürece zirvede olmuş ama doğudan barbarlardan ‘renkli ırklardan’ içine sızan bu Dionysos kültü yüzünden aşağıya doğru yuvarlanmıştı. Bu kuralsız tanrının temsil ettikleri üstün bir ırk yaratma projesi önündeki engelleri özetlemekteydi” diyor.

Dionysos, Olimpos’taki 12 tanrıdan birisi ancak sonradan gelen yabancı bir tanrı. Dionysoscular da tanrılarının bu kimliğiyle özdeşlik kurarak dini ritüellerini gerçekleştiriyorlardı. Sadece bir şarap ve eğlence tanrısı olarak kodlanmış olan Dionysos’un bilmediğimiz yüzü nasıl?

Evet, Dionysos, 12 Olimposlu arasına sonradan dahil oluyor. Yani kendini ‘elit’ tanrılar arasına zorla katan bir alt tabaka ya da ‘dışarılıklı’ bir tanrıdan söz ediyoruz. Gerçi Girit’te yapılan kazılar, Dionysos’un Yunan dünyasına sanıldığı kadar yabancı olmadığını gösterdi. Ama Dionysos’un Yunanlar tarafından bilinmesi onun üst tabaka tarafından daima kabul gören bir tanrı olduğu anlamına da gelmiyor. Bu açıdan Dionysos, Yunan dünyasında alt tabakaların, ötekilerin tanrısıdır diyebiliriz.

Kopt sanatında Dionysos

Bakhhalar adlı oyunda da Pentheus böyle bir tanrı adını hiç duymadığından Dionysos’u küçümser ve bunun sonucu Dionysos’un ‘müritleri’ olan Bakhhalar tarafından paramparça edilir. Onun parçalanarak öldürülmesi de şenlikli Dionysos kültünün karanlık yanını temsil ediyor zaten. Tüm keyif verici maddeler gibi Dionysos’un kutsal içkisi şarap da belli bir miktarda neşe kaynağıdır ama sınırlar aşıldığında kontrolün yitimine yol açar. Kültün kendisi de ılımlı pastoral eğlencelerden müritlerin kendinden geçtiği kanlı ve aşırı erotik versiyonlara kadar geniş bir çeşitlilik gösterir. Bu nedenle din konusunda daha ‘usturuplu’ olan Romalılar bu aşırı törenleri yasakladılar.

Dionysos Kültü – Kökenleri ve Anlamı Üzerine Bir İnceleme, Töre Sivrioğlu, 112 syf., Sakin Kitap, 2023.

‘DİONYSOS BİR BAKIMA ZARARSIZ BİR HALE GETİRİLDİ’

Dionysos anlatılara ve görsel tasvirlere, elinde bir şarap kadehi, yüzünde hınzır bir gülüşle hep esrik bir görüntü ile yansıdı. Bunun şarapla ilgili bir tanrı olmasından ziyade Dionysos’un farklı kişisel ve sosyolojik özelliklerine gönderme yapan bir alt okuması da var mı?

Bu görünüş aslında Helenistik ve Roma döneminde ortaya çıkan ama asıl olarak Rönesans’ta yaygınlaşan bir imaj. Kültün ‘tehlikeli’ yanları budandıktan sonra Dionysos, Roma’da kır eğlencesi tanrısına dönüştü ve ayakta zor duran bir serkeş görünümü kazandı. Bir bakıma zararsız bir hale getirildi diyebiliriz. Aslında Yunan sanatında arkaik ve klasik dönemlerde Dionysos, sakallı ve ciddi bir bereket tanrısı görünümündeydi. Ama kültün içinde taşıdığı diyalektik, Dionysos’un zamanla hem yaşlı hem genç hem kadın hem erkek hem ciddi hem de gayri ciddi görünümlerinin bir arada var olabilmesini sağladı. Demin de dediğim gibi sarhoşluk ve esrime bazen neşe bazense şiddet kaynağı olabilir ya da bu duyguları açığa çıkarabilir. Bu bakımdan Dionysos insan doğasının kuralsız ve kendini kontrol edemeyen yanını temsil ediyor. Bu kadar ilgi görmesinin sebebi de bu zaten. Mesela Nietszche’nin Dionysos’un karşısına yerleştirdiği Apollon tutarlı bir tanrıdır. İmajı farklı sanatçılar eliyle değişmez. Daima mağrur ve aklı başında pozisyondadır. Bir nevi aristokrat bir havası vardır. Pek de renkli bir kişiliği yoktur. Bu nedenle aslında sanatın tanrısı olmasına rağmen sanatçıların ilgisini Dionysos kadar çekmemiştir.

‘CİNSEL AÇIDAN SINIRSIZLIK SÖZ KONUSU’

Bazı kaynaklara göre kuralları aştığı belirtilen Dionysos şenliklerinde yapılan etkinlikler nasıldı? Bu şenliklerin günümüze yansıyan bir uzantısı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bakhhalardaki anlatıma göre şarap, bira ya da çeşitli alkollü veya uyarıcı bitkiler kullanan bir dizi kadın ve erkek müzik eşliğinde kırlarda dans ediyorlardı. Sonra elbiselerini yırtıyor ve canlı bir hayvanı parçalayıp kanıyla yıkanıyorlardı. Attis törenlerinde olduğu gibi cinsel açıdan daha radikal pratikler yapıyor da olabilirler. Yine cinsel açıdan sınırsızlık söz konusu olduğuna dair göndermeler de var. Kültün daha arkaik versiyonlarında insan kurbanı da söz konusu olabilir. Bu gibi aşırılıklardan hoşlanmayan Romalılar bu tür törenleri yasakladılar. Dinsel inançlar konusunda pek müdahaleci olmayan Romalıların böyle bir karar alması bence dikkat çekici bir olaydır.

Dionysos kültünün günümüze yansımaları meselesini ise iki ayrı açıdan değerlendirmeliyiz. Birincisi kültün doğrudan Doğu Akdeniz coğrafyasındaki etkileri ki Metin And’ın bu konuyu inceleyen ‘Dionisos (o dönemde böyle yazılmaktaydı) ve Anadolu Köylüsü’ adlı bir çalışması var. And bu kitabında oyuncuların keçi-koyun kılığına girdikleri Anadolu köy oyunlarının tragedya geleneği ile bağlarını inceler. Kuşkusuz bugün Filistin’den Anadolu’ya Doğu Akdeniz kırsalında bağcılık ve köy gelenekleri incelense Dionysos kültüne ait çok iz bulunabilir. Sadece pastoral simgelerden değil elbette, aynı zamanda dinsel simgelerden de söz ediyorum. Mesela bu kitapta Dionysos kültünde önemli bir simge olan çift taraflı baltanın, teber adıyla Alevi-Bektaşi ritüellerinde de karşımıza çıkması konusuna değinmiştim. Ama bu konuda uzman olmadığım için bu ortaklık tesadüfi midir yoksa bir Anadolu geleneğinin devamlılığı mı söz konusudur bilemiyorum.

Jim Morrison, Dionysos kılığında.

Kültün modern dünyadaki izlerine geniş anlamda değinmek ise disiplinlerarası bir araştırma gerektiriyor. Günümüzde tiyatro, müzik ve sinemada Dionysos kültünün, ritüellerinin ve “Dionysosçu sanat tavrının” etkisini görebiliriz. Mesela The Doors grubu kendisine bir isim ararken Jim Morrison’un başlangıçta Dionysos adını önerdiği söylenir. Dionysos’un aynı zamanda tiyatro tanrısı olduğunu ve uzmanların tiyatronun Dionysos ritüellerinden doğduğunu düşündüklerini hatırlatalım. Bu nedenle tiyatro, sinema ve müziğin ruhu “Dionysosçu yaratıcı ruh” hesaba katılmadan kavranamaz diye düşünüyorum. “Dionysosçu Ruh”, yani kurallı dünyanın, sınırların reddi ve insanın doğasında var olduğu düşünülen özgürlükçü, coşkunluğa dönüş modern çağlarda da kendisine bir etki alanı buldu ve bundan sonra da bulacaktır.

‘YUNAN KÖYLÜSÜ, DİONYSOS’A ŞÜKRAN BORÇLUYDU’

Kitabınızın bir bölümünde Dionysos kültünün bir yandan “barbarların” uygulayabileceği dinsel pratikler içerirken bir yandan da antik çağ insanı için medeniyetin sembolü addedilen bağcılığın da temsilcisi olduğunu söylüyorsunuz. Sizce bu durumun uygarlık tarihi içinde nasıl bir karşılığı var?

Yaşamı ve yaşamın diyalektiğini temsil eden bir tanrı olarak Dionysos’un aynı anda uygarlık ve barbarlık niteliklerini bir arada taşıması ilginç değil. Gerçi Yunanların barbarlıktan kastettikleri medeniyetsizlik değil elbette ama biz buna ‘yıkıcı’ ve yapıcı/kurucu’ enerjiyi bir arada temsil gücü de diyebiliriz. Dionysos yapıcı enerjiyi temsil eder, bağcılığın, tarımın, antik çağda yaşam kaynağı olarak görülen şarabın tanrısıdır. Ki şarap o çağda sadece sarhoşluk maksadıyla içilmeyen, şeker ve kalori eksikliği çeken Yunan insanı için kıtlık zamanlarında ve soğuk kışların atlatılmasında da hayati olan bir içkiydi. Bu nedenle Yunan köylüsü Dionysos’a şükran borçluydu. Ama tanrı aynı zamanda yıkıcı enerjinin, kuralsızlığın da temsilcisiydi. Verdiği hediye aynı zamanda insanın moral olarak yok olmasının sebebi de olabilirdi. Tıpkı Midas’a verdiği uygarlaştırıcı hediyenin Midas’ın mahvına yol açması gibi.

‘YUNAN HALK TABAKALARI SEVER, ARİSTOKRATLAR HOŞLANMAZDI’

Dionysos doğumundan itibaren bir yönü ile iç güdülerimizi, süper egomuzu temsil ederken bir yönü ile de uygarlığı temsil ediyor. Uygarlık tarihini Dionysos’la okursak neler söyleyebiliriz?

Bana göre bizi, tür olarak Homo Sapiens’i temsil ediyor. Zira biz aynı anda yıkıcı ve kurucuyuz. Barbar ve medeniyiz. Kadın ve erkeğiz. Mağrur ve serkeşiz. Pentheus karşısında Dionysos bir an mazlumdur, bir an zalimdir. Bence bu insan doğasının gerçek yansımasıdır. Mesela Dionysos’un zıttı olarak görülen Apollon, insan doğasının yansıması değildir. O hayali ve ideal olandır. Ulaşılmak istenendir. Ama Dionysos gerçek olandır. Bir tasvirinde Apollon gibi mağrurdur; bir başka zaman yürümekte zorlanır ve ayakta durabilmek için bir satyrden yardım almak zorunda kalır. Bizler de günlük yaşamda böyleyiz. Bazen tanrısal işlere imza atarız, ertesi gün ayakta durmakta zorlanırız. Dionysos budur. İdeal olana uzaklığı ve gerçek insana yakınlığı sebebiyle Yunan halk tabakalarınca bu tanrı sevilirdi; aristokratlar ise onun bu yönünden hoşlanmazlardı. Nasyonal-Sosyalistlerin kültür politikalarından sorumlu kişi olan Alfred Rosenberg, Dionysos kültünü ve temsil ettiklerini Alman gençliği için en büyük tehlikelerden biri olarak görmekteydi. Rosenberg’e göre Yunan medeniyeti, Apollon’a sadık kaldığı sürece zirvede olmuş ama doğudan barbarlardan ‘renkli ırklardan’ içine sızan bu Dionysos kültü yüzünden aşağıya doğru yuvarlanmıştı. Bu kuralsız tanrının temsil ettikleri üstün bir ırk yaratma projesi önündeki engelleri özetlemekteydi.

Kleophrades ressamı sakallı Dionysos

‘İSA’NIN KANINDAN TATMAK MATEM AMACI TAŞIYORDU’

Şarap, tarih boyunca zevkin, uçukluğun zaman zaman da kötülüğün sembolü oldu. Bu sembolün dünyevi olandan bu kadar uzak, aşkın bir din olan Hıristiyanlığın sembollerinden biri haline gelmesini nasıl açıklarız?

Çünkü Hıristiyanlık, pagan imgeleri kendi süzgecinden geçirerek kabul etti. Şarabın İsa’nın kanı olarak Hıristiyanlıktaki anlamı ilk bakışta yine içkinin tanrısallığının kabulü olarak görülebilir. Ancak şarap, paganlar için bir neşe kaynağı ve yeryüzünde var olmaktan duyulan sevinci yansıtırken, Hıristiyanlar için İsa’nın kanından tatmak bir matem amacı taşımaktaydı. Bir Doğu Akdeniz dini olarak Hıristiyanlık, pagan imge ve simgeleri toptan reddedemezdi ve bütünüyle ortadan kaldıramazdı. Onlar da bu ileride mutat olduğu üzere eski imge ve simgelere yeni anlamlar yüklediler. Müslümanların eskiden bir panteon ‘puthane’ olan Kâbe’yi yeniden anlamlandırmaları gibi. Bu yolla insanlar bir yandan bildikleri dünyanın devam ettiği düşüncesinin rahatlığıyla yeni inançlarını ve yenilenmeyi daha rahat kabul ettiler.

Bazı simgeler ise tam zıttı bir biçim aldı. Mesela satyrler Hıristiyanlığın şeytani imgelerine dönüştüler. Gerçi bir orta sınıf kentli dini olan Hıristiyanlığın, pagan kır kültlerinin simgeleri olan satyrlerden hoşlanmaması gayet doğaldı. Bilindiği üzere Hıristiyanlar için pagan ve köylü aynı anlama gelmekteydi. Arkeolojik ve tarihi belgeler Dionysos kültüne dair izlerin MS 7-8. yüzyıllara kadar devam ettiğini gösterir. Hatta Bizans sanatında dahi Dionysos törenlerini betimleyen tasvirler vardır. Kilise babalarına, azizlere dair anlatımlarda oldukça geç tarihlerde Küçük Asya kırsallarında halen Dionysos’a tapınıldığından ve pagan bağ bozumu törenlerinin devam ettiğinden yakınılır. Bu durumda kırlardan, ormanlardan ve kırsal tanrılardan hoşlanmayan Hıristiyanların Dionysos kültünün bu pastoral simgelerine tepkili olması ve satyrlerin Ortaçağ’da şeytanın simgesi haline gelmeleri de doğaldır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir